Doktorunuza sorun

PSİKİYATRİK HASTALIKLAR

Depresyon nedir?

Duygulanımda elem tarzında çökkünlük, ilgi ve istek kaybı, olumsuz düşünceler ve davranış bozuklukları ile belirli çeşitli ruhsal ve bedensel belirtilerle kendini gösteren psikiyatrik bir hastalıktır.

 Depresyon Nelere sebep olur?

  • Yaşam kalitesini azaltır: Birey olarak yaşama sevinci azalır, günlük işlerinden, insan ilişkilerinden zevk alamaz, iştah azalır ya da artar ancak yediklerinin tadını alamaz. Depresyonda bir insan sıklıkla yoğun sıkıntı, isteksizlik, kararsızlık, yetersizlik, çaresizlik hisseder. Uyku bozuklukları, cinsel isteksizlik, iştah bozuklukları, halsizlik günlük yaşamı önemli ölçüde bozabilir.
  • Ekonomik ve mesleki kayıplara yol açar: Bireyin çalışma isteği kalmamıştır, çok sevdiği işi anlamsız geliyordur, işine yoğunlaşmasında güçlük vardır. Zaman zaman tabloya eklenen huzursuzluk sinirlilik ve alınganlık iş ortamında kişilerarası ilişkilerin bozulmasına neden olabilir. Buna sıklıkla ast ve üstleriyle çatışmalar eklenir.
  • Kişiler arası uyumun bozulmasına neden olur: Depresyondaki bir hastada sosyal çekilme, içe kapanma, yalnız kalmayı tercih etme, dost ve arkadaşlarından uzaklaşma görülebilir. Depresyon uzun sürdüğünde kişi sosyal statüsünü kaybetme ile karşılaşabilir.
  • Alkol ve madde kötüye kullanımı/ bağımlılığı sıklıkla eşlik eder: Depresyonda ortaya çıkan sıkıntı ve acının giderilmesi için sıklıkla alkole ya da sakinleştirici ilaçlara başvurulur. Geçici olarak ta olsa sıkıntılar azalmıştır. Ancak hem öğrenme davranışı hem de alkol ve kullanılan maddenin bağımlılık yapıcı etkisi ile kötü kullanıma geçiş çok kolay olur.
  • İntihara yol açabilir: Depresyonun ağırlaşması ile hasta dayanılmaz bir acı çekmeye başlar, kabul edilen en geçerli intihar sebeplerinden birisi bu acılardan kurtulmaktır. Ölüm tek kurtuluş olarak görülmektedir.

Depresyonun sıklığı nedir?

  • En yaygın ruhsal hastalıklardan birisidir. (Yaşam boyu görülme oranı %20)
  • Her yaş grubunda görülebilir. (15 yaş altında çocuklarda % 7-14)
  • En sık 25-44 yaş arasında görülür.
  • Depresyon kadınlarda erkeklerden iki kat fazla görülür (Her on erkekten biri, her beş kadından biri yaşamı boyunca major depresyon geçirecektir)
  • Depresyon 50 yaşın üzerinde ölüm hızını dört kat arttırır. (Depresyonda olan kalp hastalarında ölüm oranı, olmayanlara göre 4 kat yüksek bulunmuştur.)
  • Toplumda yaygınlık oranı : erkekler için %2-3, kadınlar için % 4,5-9,3 ‘tür. (300.000 nüfuslu Çorlu’da geçmişte depresyon geçirmiş ve halen depresyonda olan erkeklerin sayısı 4.500, kadınların sayısı da 9.000 civarındadır.  
  • Kalıtımsal etkenler önemlidir. Ailevi yüklülüğü olanlarda depresyon 1.5-3 kat daha fazladır.
  • Yaşlı nüfusta (> 65 yaş) en sık psikiyatrik sorundur.
  • Yaşlı nüfusun % 10-15’inde anlamlı derecede depressif belirti vardır.
  • Depresyon görülme sıklığı ırk, kültür, ülke, coğrafi bölge farklılığına göre anlamlı olarak değişmez, hemen her yerde aynı orandadır.

Depresyon tedavisi nerede yapılmalıdır? 

  • Hastalığın sık görülmesi nedeniyle birinci basamak sağlık kurumlarında yani sağlık ocaklarında ve aile hekimlerince yapılmalıdır. Gerektiğinde Psikiyatri uzmanı tarafından tedavi edilmelidir.
  • Hastalar neden hekime depresyon nedeniyle başvurmazlar?
  • “Hastalığın inkarı ve sosyal anlamda etiketlenme korkusu “

Depresyonun Sebepleri nelerdir?

  • Kalıtım
  • Nörokimyasal değişiklikler (Noradrenalin, Dopamin, serotonin)
  • Gelişimsel nedenler (Psikodinamik) (Erken çocukluk kayıpları, temel güven duygusunun kaybı, vb..)
  • Bilişsel-davranışçı kuramlar: Öğrenilmiş çaresizlik, kişinin kendisi, dünya ve geleceği ile ilgili olumsuz algılamaların olması)
  • Depresyonun alt tipleri:
  • Melankolik özellikli: Halsizlik, uykusuzluk, iştahsızlık, huzursuzluk ön plandadır.
  • Psikotik özellikli : Sanrı ve hallusinasyonların eşlik ettiği depresyonlardır.
  • Mevsimsel özellikli : Arka arkaya en az iki depresyonun yılın aynı mevsiminde ortaya çıkması. Genellikle sonbahar ve kış aylarında görülür, ilkbahar ve yaz aylarında iyileşme olur.
  • Doğum sonu depresyonu : Doğumu takiben ortaya çıkan depresyondur.
  • Distimi : En az iki yıl süren hafif şiddette depresyondur.

Depresyon belirtileri nelerdir?

  • Çökkün duygudurum (elem, keder)
  • İlgi, istek kaybı: Önceden yapmaktan zevk aldığı iş ve uğraşılardan zevk alamama.
  • İştah değişiklikleri : İştahda artma ya da azalma olabilir.
  • Cinsel ilgi azalması. Cinsel isteksizlik.
  • Uyku değişiklikleri: Uykuda azalma (uykuya geç dalma, gece uyanmaları ya da sabah erken uyanma), uykuda artma (Erken uyuma, geç kalkma, gündüz uyuma isteği)
  • Enerji kaybı, halsizlik: Günlük işleri yaparken güçlük çekme.
  • Bedensel belirtiler (Çarpıntı, nefes alamama, boğulacak gibi olma, uyuşma ve karıncalanmalar, bayılma hissi, bel ağrıları, baş ağrısı)
  • Anksiyete (kaygı) Kendi başına bir hastalık olmasına karşın, bir belirti olarak depresyona eşlik eder. Kötü bir şey olacakmış hissi olarak tanımlanabilir.
  • Bellek ve konsantrasyon güçlükleri : Dikkatini toplamada güçlük, dalgınlık, unutkanlık, kendini bir işe verememe şeklinde görülür.
  • Sinirlilik: Önceden makul karşıladığı durumlara sinirlilik davranışı gösterme.
  • Suçluluk duyguları: Önceden yaptığı hataların anımsanması ve bu nedenle kişinin kendini suçlaması, günahkar görmesi.
  • Yetersizlik çaresizlik Düşünceleri: Kişi kendini yetersiz, çaresiz, değersiz görmeğe eğilimlidir.
  • Ölüm düşünceleri : Kişinin aklına sık sık ölüm düşünceleri gelmektedir, bazan “ ölsem de kurtulsam” şeklinde düşündüğü olur.

DEPRESYONUN SEYRİ

  • Majör depresyon hecmelerle seyreder
  • Tedavi edilmediğinde 9-12 ay kadar bir sürede kendiliğinden iyileşir ya da kronikleşebilir.
  • % 5-10 ‘ u manik hecme geçirebilir.
  • Stres etkenleri depresyon hecmelerini tetikleyebilir.

TEDAVİ

  • İlaç Tedavileri
  • Psikoterapiler (Dinamik, Bilişsel, Davranışçı)
  • Diğer tedaviler (Elektro konvulzif tedavi, ışık, uyku tedavisi)

Doç Dr Özcan Uzun

II. Epidemiyoloji

Kişilik bozukluklarının toplumdaki yaygınlığı %6-9 dolayındadır. Genellikle kişilik bozukluğu ilk bulgusunu geç ergenlik ya da erken erişkinlikte gösterir. Bütün kişilik bozuklukları gözönüne alındığında kadın ve erkek cinsiyetler eşit olarak etkilenir.

III. Etyoloji

Kişilik bozukluklarının nedeni multifaktoryeldir. Bazen biyolojik belirleyiciler bulunmaktadır. Genetik, perinatal travma, ensefalit veya kafa travması suçlanan bazı biyolojik faktörlerdir. Tek yumurta ikizlerinde yüksek oranda eş hastalanma görülür. Gelişimsel öyküleri sıklıkla bireysel zorluklar ve aile sorunlarını gösterir.

Kişilik yapılarının temel ortak özellikleri

IV. Tedavi

Genellikle hastalar motive değillerdir. Buna karşılık pek çok ve karışık uygulamalar kullanılır. Psikoanaliz, psikoanalitik psikoterapi, destekleyici psikoterapi, grup terapisi, aile terapisi, çevre terapisi uygulanmaktadır. Diğer bir seçenek farmakoterapidir.

V. Seyir ve prognoz

Değişkendir. Genellikle durağandır veya bozulmaya yol açarsa da bazı hastalar düzelebilir.

VI. Sınıflandırma

VI. I. A Kümesi (garip, eksanrik küme)

1. Paranoid kişilik bozukluğu

Genel özellikleri:

Tanı:

Paranoid kişilik bozukluğu, DSM-IV tanı ölçütleri

A. Aşağıdakilerden en az dördünün olması ile belirli, genç erişkinlik dönemimde başlayan ve değişik koşullar altında ortaya çıkan, başkalarının davranışlarını kötü niyetli olarak yorumlayıp sürekli bir güvensizlik ve kuşkuculuk gösterme.

1. Yeterli bir temele dayanmadan başkalarının kendisini sömürdüğünden, aldattığından veya kendine zarar verdiğinden kuşkulanır.

2. Dostlarının veya iş arkadaşlarının kendine olan bağlılığı veya güvenirliği üzerine yersiz kuşkuları vardır.

3. Söylediklerinin kendisine karşı kötü niyetle kullanılacağından yersiz korkuları olduğundan başkalarına sır vermek istemez.

4. Sıradan sözlerden, olaylardan aşağılandığı veya kendisine gözdağı verildiği şeklinde anlamlar çıkarır.

5. Sürekli kin besler.

6. Karakterine ve itibarına saldırıldığı yargısını taşır ve öfke ve karşı saldırıda bulunur.

7. Haksız yere eşinin sadakatsızlığı ile ilgili kuşkulara kapılır.

B. Şizofreninin, psikotik özellikler gösteren bir duygudurum bozukluğunun veya başka bir psikotik bozukluğun gidişi sırasında ortaya çıkmamaktadır ve genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.

2. Şizoid kişilik bozukluğu

Genel özellikleri:

Tanı:

Şizoid kişilik bozukluğu, DSM-IV tanı ölçütleri

A. Aşağıdakilerden en az dördünün olması ile belirli, genç erişkinlik dönemimde başlayan ve değişik koşullar altında ortaya çıkan,sürekli toplumsal ilişkilerden kopma ve duyguların anlatımında kısıtlı olma örüntüsü,

1. Ailenin bir parçası değilmiş gibi davranır; yakın ilişkiye girmez ve yakın ilişkilerden zevk almaz.

2. Çoğunlukla tek bir etkinlikte bulunmayı tercih eder.

3. Cinsel deneyim yaşamaya karşı oldukça ilgisizdir.

4. Çok az etkinlikten zevk alır.

5. Yakın arkadaşı ve sırdaşı yoktur.

6. Övgü ve eleştirilere karşı ilgisiz kalır.

7. Duygusal soğukluk, kopukluk veya tekdüze bir duygulanım gösterir.

B. Şizofreninin, psikotik özellikler gösteren bir duygudurum bozukluğunun veya başka bir psikotik bozukluğun gidişi sırasında ortaya çıkmamaktadır ve genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.

3. Şizotipal kişilik bozukluğu

Genel özellikleri:

Tanı:

Şizotipal kişilik bozukluğu, DSM-IV tanı ölçütleri

A. Aşağıdakilerden en az dördünün olması ile belirli, genç erişkinlik dönemimde başlayan ve değişik koşullar altında ortaya çıkan, bilişsel veya algısal çarpıklıkların ve alışılmışın dışında davranışların yanı sıra yakın ilişkilerde rahatsızlık duyma ve yakın ilişkilere girebilme becerisinde yetersizlikle kendini gösteren, toplumsal ve kişilerarası yetersizliklerin olduğu sürekli bir örüntüdür.

1. Referans fikirler.

2. Davranışı etkileyen, kültürü ile uyumlu olmayan acayip inanışlar, büyüsel düşünceler.

3. Olağandışı algısal yaşantılar, bedensel yanılsamalar.

4. Acayip düşünüş ve konuşma biçimi.

5. Kuşkuculuk ya da paranoid düşünce.

6. Uygunsuz ya da kısıtlı duygulanım.

7. Acayip, kendine özgü davranış veya görünüm.

8. Yakın arkadaş ve sırdaşların olmaması.

9. Azalmayan aşırı toplumsal anksiyete, paranoid korkular.

B. Şizofreninin, psikotik özellikler gösteren bir duygudurum bozukluğunun veya başka bir psikotik bozukluğun gidişi sırasında ortaya çıkmamaktadır ve genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir.

VI. II. B Kümesi (Uyumsuz, dengesiz, tutarsız küme)

1. Antisosyal kişilik bozukluğu

Genel özellikleri:

Tanı:

Antisosyal kişilik bozukluğu, DSM-IV tanı ölçütleri

A. Aşağıdakilerden en az üçünün olması ile belirli, 15 yaşından beri süregelen, başkalarının haklarını saymama, başkalarının haklarına saldırma örüntüsü.

1. Tutuklanması için zemin hazırlayan tekrarlayıcı eylemlerde bulunma, yasalara ve toplumsal kurallara ayak uyduramama.

2. Sürekli yalan söyleme, takma isim kullanma, kişisel çıkar ve zevki için başkalarını atlatma.

3. Dürtüsellik ve gelecek için tasarılar yapamama.

4. Yineleyen kavgalar veya saldırılarla belirli sinirlilik ve saldırganlık.

5. Kendi ve başkalarının güvenliği konusunda umursamazlık

6. Bir işi sürekli götürememe, mali yükümlülüklerini yerine getirememe ile belirli sürekli sorumsuzluk.

7. Başkalarına zarar verme, kötü davranma veya bir şey çalma durumuna karşı ilgisizlik veya bunlara kendine göre mantıklı açıklamalar getirme, vicdan azabı çekmeme.

B. Kişi en az 18 yaşındadır.

C. 15 yaşından önce başlayan davranım bozukluğunun kanıtları vardır.

D. Antisosyal davranış sadece şizofreni veya manik epizodun gidişi sırasında ortaya çıkmayabilir.

2. Borderline kişilik bozukluğu

Genel özellikleri:

Tanı:

Borderline kişilik bozukluğu, DSM-IV tanı ölçütleri

A. Aşağıdakilerden beşinin olması ile belirli, genç erişkinlik dönemimde başlayan ve değişik koşullar altında ortaya çıkan, kişiler arası ilişkilerde, benlik algısında ve duygulanımda tutarsızlık ve belirgin dürtüselliğin olduğu sürekli bir örüntüdür.

1. Gerçek veya hayali bir terkedilmeden kaçınmak için çılgınca çabalar gösterme.

2. Gözünde aşırı büyütme ve yerin dibine sokma uçları arasında gidip gelme, gergin ve tutarsız kişilerarası ilişkilerin olması.

3. Kimlik karmaşası: belirgin olarak ve sürekli bir biçimde tutarsız benlik algısı veya kimlik duyumu.

4. Kendine zarar verme olasılığı yüksek en az iki alanda dürtüsellik.

5. Yineleyen özkıyımla ilgili davranışlar, girişimler, göz korkutmalar.

6. Duygudurumda belirgin tepkiselliğe bağlı instabilite.

7. Kendini sürekli boşlukta hissetme.

8. Uygunsuz, yoğun öfke ya da öfkesini kontrol edememe.

9. Stresle ilişkili geçici paranoid düşünce veya ağır dissosiyatif semptomlar.

3. Histrionik kişilik bozukluğu

Genel özellikleri:

Tanı:

Histrionik kişilik bozukluğu, DSM-IV tanı ölçütleri

A. Aşağıdakilerden en az beşinin olması ile belirli, genç erişkinlik dönemimde başlayan ve değişik koşullar altında ortaya çıkan, aşırı duygusallık ve ilgilenilme arayışı gösteren sürekli bir örüntü.

1. İlgi odağı olmadığı durumlarda rahatsız olur.

2. Başkalarıyla iletişimi çoğu zaman uygunsuz bir şekilde cinsel yönden ayartıcı davranışlarla belirlidir.

3. Hızlı değişen ve yüzeysel kalan duygular sergiler.

4. İlgiyi çekmek için fiziksel görümünü kullanır.

5.Aşırı düzeyde başkalarını etkilemeye yönelik ve ayrıntıdan yoksun bir konuşma biçimi vardır.

6. Gösteriş yapar, yapmacık davranır ve duygularını aşırı bir abartı ile gösterir.

7. Telkine yatkındır, kolay etkilenir.

8. İlişkilerin olduğundan daha yakın olması gerektiğini düşünür.

4. Narsisistik kişilik bozukluğu

Genel özellikleri:

Tanı:

Narsisistik kişilik bozukluğu, DSM-IV tanı ölçütleri

A. Aşağıdakilerden en az beşinin olması ile belirli, genç erişkinlik dönemimde başlayan ve değişik koşullar altında ortaya çıkan, üstünlük duygusu, beğenilme gereksinimi ve empati yapamamanın olduğu sürekli bir örüntüdür.

1. Kendisinin çok önemli olduğu duygusunu taşır.

2. Sınırsız başarı, güç, zeka, güzellik veya kusursuz sevgi düşlemleri üzerine kafa yorar.

3. Özel ve eşi bulunmaz birisi olduğuna ve ancak başka özel veya toplumsal durumu üstün kişilerin kendisini anlayabileceğine ya da ancak onlarla arkadaşlık edebileceğine inanır.

4. Çok beğenilmek ister.

5. Hak kazandığı duygusu vardır.

6. Kişilerarası ilişkileri kendi çıkarı için kullanır, amaçlarına ulaşmak için başkalarının zayıf taraflarını kullanır.

7. Empati yapamaz.

8. Çoğu zaman başkalarını kıskanır ya da başkalarının kendisini kıskandığını sanır.

9. küstah, kendini beğenmiş davranış ve tutumlar sergiler.

VI. III. C Kümesi (Korkak, anksiyöz küme)

1. Çekingen kişilik bozukluğu

Genel özellikleri:

Tanı:

Çekingen kişilik bozukluğu, DSM-IV tanı ölçütleri

A. Aşağıdakilerden en az dördünün olması ile belirli, genç erişkinlik dönemimde başlayan ve değişik koşullar altında ortaya çıkan, toplumsal ketlenmenin, yetersizlik duygularının ve olumsuz değerlendirilmeye aşırı duyarlılığın olduğu sürekli bir örüntüdür.

1. Eleştirilecek, beğenilmeyecek ya da dışlanacak olma korkusuyla kişiler arası ilişki gerektiren mesleki etkinliklerden kaçınır.

2. Sevildiğinden emin olmadıkça insanlarla ilişkiye girmek istemez.

3. Mahcup düşeceği, alay konusu olacağı korkusuyla yakın ilişkilerde tutukluk gösterir.

4. Toplumsal durumlarda eleştirileceği ya da dışlanacağı üzerine kafa yorar.

5. Yetersizlik duyguları yüzünden yeni kişilerle aynı ortamda bulunduğu durumlarda ketlenir.

6. Kendisini toplumsal yönden beceriksiz, kişisel olarak albenisi olmayan biri olarak görür.

7. Mahcup düşebileceğinden ötürü kişisel girişimlerde bulunmak ya da yeni etkinliklere katılmak istemez.

2. Bağımlı kişilik bozukluğu

Genel özellikleri:

Tanı:

Bağımlı kişilik bozukluğu, DSM-IV tanı ölçütleri

A. Aşağıdakilerden en az dördünün olması ile belirli, genç erişkinlik dönemimde başlayan ve değişik koşullar altında ortaya çıkan, uysal ve yapışkan davranışa ve ayrılma korkusuna yol açacak biçimde kendisine bakılma gereksiniminin aşırı olmasıyla giden sürekli bir örüntü.

1. Başkalarından bol miktarda öğüt ve destek almazsa gündelik kararlarını vermekte güçlük çeker.

2. Yaşamının çoğu alanında sorumluluk almak için başkalarına gereksinim duyar.

3. Desteğini yitireceği ya da kabul görmeyeceği korkusuyla başkaları ile aynı görüşü paylaşmadığını söylemekte zorluk çeker.

4. Tasarıları başlatma, kendi başına iş yapma zorluğu vardır.

5. Başkalarının bakım ve desteğini sağlamak için hoş olmayan şeyleri yapmayı isteyecek kadar aşırıya gider.

6. Kendine bakamayacağına ilişkin aşırı korku nedeniyle tek başına kaldığında kendisini rahatsız veya çaresiz hisseder.

7. Yakın bir ilişki sonlandığında bir bakım ve destek kaynağı olarak derhal başka bir ilişki arayışı içine girer.

8. Kendi kendine bakma durumunda bırakılacağı üzerine gerçekçi olmayan bir biçimde kafa yorar.

3. Obsesif-kompulsif kişilik bozukluğu

Genel özellikleri:

Tanı:

Obsesif-kompulsif kişilik bozukluğu, DSM-IV tanı ölçütleri

A. Aşağıdakilerden en az dördünün olması ile belirli, genç erişkinlik dönemimde başlayan ve değişik koşullar altında ortaya çıkan, esneklik, açıklık ve verimlilik pahasına düzenlilik, mükemmelliyetçilik, zihinsel ve kişilerarası kontrol koyma üzerine aşırı kafa yormanın olduğu sürekli bir örüntü.

1. Asıl amacı unutturacak şekilde ayrıntılar, kurallar, listeler, sıralama, organize etme ya da program yapma ile uğraşıp durur.

2. İşin bitmesini zorlaştıran mükemmelliyetçilik gösterir.

3. Etkinlik ve arkadaşlarından yoksun kalacak şekilde kendini işe adar.

4. Ahlak, doğruluk, değerler gibi konularda esneklik göstermez.

5. Özel bir değeri olmasa bile eski, değersiz şeyleri elden çıkaramaz.

6. Görev dağılımı yapmak ve başkaları ile birlikte çalışmak istemez.

7. Para harcama konusunda hem kendisine, hem de başkalarına karşı cimri davranır.

8. Katı ve inatçıdır.

VI. IV. Başka türlü adlandırılamayan kişilik bozukluğu

Özgül bir kişilik bozukluğu tanı ölçütlerini karşılamayan örüntüdür. Örnekleri arasında depresif kişilik bozukluğu, pasif-agresif kişilik bozukluğu sayılabilir.

Kaynaklar:

  • E. Köroğlu (ed) DSM-IV Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı, APA, 1994. Türkçe Çevirisi, , Medikomat, 1995.
  • Kaplan HI, Benjamin JS, Grebb JA (ed) Kaplan and Sadock’s Synopsis of Psychiatry, 7th ed, 1994.

Günlük yaşamımızda bir süre önce yaptığımız eylem hakkında kararsız kaldığımız pek ender değildir. Elektrik düğmesini kapattım mı? kapatmadım mı?, doğalgazı kapattım mı? kapatmadım mı?, kapıyı kilitledim mi? kilitlemedim mi? değişik derecelerde istemesek te zaman zaman pek çok bireyin aklına takılan düşüncelerdir. Asıl olan bu düşüncelerin günlük yaşamımızı ne derecede etkilediğidir. Herşey yolunda giderken istemediğimiz halde aklımıza takılan bu düşüncelere obsesyon (takıntı) adını veriyoruz.

Obsesyonlar bireyin iş aile ve sosyal yaşamını bozacak düzeyde ise artık hastalık halindedir ve Obsessif kompulsif Bozukluk (OKB) adı verilir. OKB bireyin kendisi kadar çevresindekileri de olumsuz etkileyen, süregen, yaşam kalitesini bozan ve tedavi edilebilir bir hastalıktır. Sıklıkla hastalığa depresyon eklenir. Pek çok OKB hastası hastalığının farkında değildir, belirtilere uyum sağlamıştır ve bunu kişilik özellikleri olarak görmektedir.

Birlikte yaşadığı insanlar da uyum sağlamışsa yıllarca hastalıkla birlikte yaşamaktadırlar. Bazı hastalar da özellikle tezat obsesyonu olanlar bu hastalığı kendilerine yönelmiş bir cezalandırılma olduğu inancındadırlar. Çok ender olarak bazı beyin hastalıkların da da obsesyona benzer belirtiler olabilir, iyi değerlendirilmesi gerekir. Hastalığın tedavisinde bilişsel davranışçı tedavi ve ilaç tedavi kombinasyonu en iyi olumlu sonuç alınan yöntemdir.

Unutmamalıyız! Her titiz, temiz ve kuşkucu olan hasta değildir, bu özellikler bir dereceye kadar yaşamımızı düzenlememize ve tehlikelerden korunmamıza yarar. Hastalık gelişmişse mutlaka tedavi edilmelidir.

Cengiz ERDEN
Dr. Cengiz ERDEN 2011

Soyal fobi, bireyin başkaları tarafından eleştirileceği, onların yanında rezil olacağı ya da utanç duyacağı durumlara düşeceği kaygısıyla sosyal ortamlara girmekten çekinme, kişilerarası iletişim kurma konusunda korku duymasıdır. Günlük yaşamımızda topluluk önünde konuşma, amir ya da patronun karşısında hesap verme ya da bir açıklama yapma, yeni insanlarla tanışma gibi kişinin eleştirileceğini tahmin ettiği ortamlarda hemen herkes belirli derecede kaygı duyar. Ben bu kaygıyı beynimizin tehlike algısı olarak yorumlamaktayım. Buradaki tehlikeyi rezil olma, utanma, sosyal statüyü kaybetme olarak tanımlayabiliriz.

Bu kaygının derecesi kişide kaçınma davranışına sebep olmuyarsa, iş ve sosyal yaşamını olumsuz etkilemiyorsa bunu normal insan davranışı olarak sayabiliriz. Bu özelliklerin egemen olduğu bireyler kendi içlerinde bir parça kaygı yaşasalar bile toplum içinde “beyefendi, kibar, hanımefendi” insanlar olarak tanınırlar. Bu kaygı kişinin iş, aile ve sosyal yaşamını olumsuz etkilemeye başlarsa, ve toplumsal faaliyetlerden kaçınmaya başlamışsa buna hastalık demekteyiz.

Başkalarının önünde konuşma, yemek yeme ya da yazı yazma, genel tuvaletleri kullanma, görüşmelere ve her türlü toplantıya katılma, yeni insanlarla tanışma sık görülen sosyal fobilerdir. Hastalar fobik durumla karşılaştıklarında yoğun bir kaygı (anksiyete) yaşarlar, bu esnada kaygının bedensel belirtileri dediğimiz çarpıntı, nefes almada güçlük, ellerde titreme, yüz kızarması, ağız kuruluğu, kaslarda gerginlik, kafada basınç hissi, başağrısı görülebilir, Bu belirtiler yoğunlaştığında hastada panik atak gelişebilir.

Bu hastalar ayrıca toplumsal durumlarda yaşadıkları anksiyeteyi diğer insanların anlayacağından ve gülünç duruma düşeceklerinden korkarlar.

En sık görülen sosyal fobik durumlar şunlardır:

  • Birisiyle tanıştırılma
  • Konum olarak kendisinden daha yukarıda bulunan kişilerle karşılaşma
  • Telefon etme
  • Konuk kabul etme
  • Birşeyler yaparken başkaları tarafından izlenme
  • Şaka yapılması
  • Lokantada yemek yeme
  • Başkalarının önünde yazı yazma
  • Toplum önünde konuşma.
  • Alışveriş yapma

Sosyal fobiklerin kendini ve toplumu algılamasında önemli bilişsel hatalar vardır. Kısaca özetlersek;

  1. Sosyal fobikler sosyal ilişkiler yönünden kendilerini değersiz ve olumsuz, diğer insanları da olduğundan daha olumlu algılama eğilimindedirler. Örneğin; “bakın ben herşeyi nasıl berbat ediyorum.” ya da “benden ne köy olur ne de kasaba.” “Bak adam bu işi ne güzel başardı” gibi düşünceleri vardır.

  2. Sosyal fobikler sosyal durumları abartılı algılarlar. Sıradan bir tanışma ya da sıradan bir düğün onlar için çok önemlidir.

  3. Sosyal fobiklerin zihinlerinde sosyal durumların mevcut olmadığı durumlarda bile muhtemel sosyal durumlarla aşırı uğraşı vardır.

Kendileri için oldukça seçicidirler, kendi lehine olan hoş ya da olumlu durumları görmezden gelirler, ancak kendileri için yetersiz, doyumsuz toplumsal olaylar anımsar ve uzun süre üzerinde dururlar.

  1. Kendileri için gerçek dışı performans beklentisi ve katı bir mükemmelliyetçilik içindedirler.

5. Sosyal ilişkilerde olumlu durumlarda kendileri dışında neden ararlar, hayal kırıklığı yaratan olumsuz durumların nedenlerini de kendilerinde ararlar.

 

DSM-IV’e Göre Sosyal Fobi Tanı Kriterleri: Tanımadık insanlarla karşılaştığı ya da başkalarının gözünün üzerinde olabileceği, bir ya da birden fazla toplumsal ya da bir eylemi gerçekleştirdiği durumdan, belirgin ve sürekli bir korku duyma: kişi küçük duruma düşeceği ya da utanç duyacağı bir biçimde davranacağından korkar (ya da anksiyete belirtileri gösterir). Not: Çocuklarda, tanıdık kişilerle yaşına uygun toplumsal ilişkilere girebilme becerisi olmalı ve anksiyete, sadece erişkinlerle olan etkileşimlerinde değil, yaşıtlarıyla karşılaştığı ortamlarda da ortaya çıkmalıdır.

A. Korkulan sosyal durumla karşılaşma, hemen her zaman anksiyete yaratır ki, bu anksiyete, duruma bağlı olarak, panik atak biçimini alabilir. Not: Çocuklarda anksiyete, ağlama, huysuzluk gösterme, donakalma ya da yabancı insanların olduğu toplumsal durumlardan uzak durma olarak görülebilir.

B. Kişi, korkusunun aşırı ya da anlamsız olduğunun ayırdındadır. Not: Çocuklarda bu özellik olmayabilir.

C. Korkulan sosyal ortamlardan ya da performans gerektiren durumlardan kaçınılır ya da bu durumlara aşırı anksiyete ile katlanılır.

D. Kaçınma, anksiyöz beklenti ya da korkulan sosyal ortamlarda ya da performans gerektiren durumlarda yaşanan sıkıntı, kişinin günlük, mesleki ya da sosyal aktivitelerini ya da ilişkilerini etkiler ya da fobiyle ilgili yoğun sıkıntıları vardır.

E. 18 yaşından küçüklerde, süre en az 6 aydır.

F. Korku ya da kaçınma davranışı, bir maddenin ya da genel tıbbi bir durumun doğrudan fizyolojik etkilerine bağlı değildir ve başka bir mental bozukluk (agorafobiyle birlikte ya da agorafobi olmadan panik bozukluğu, beden dismorfik bozukluğu, yaygın gelişimsel bozukluk ya da şizoid kişilik bozukluğu gibi) ile daha iyi açıklanamaz.

G. Genel tıbbi bir durum ya da mental bozukluğun olduğu durumlarda, A ölçütündeki korku bununla ilişkili değildir. Örneğin: korku, kekemelik, parkinson hastalığındaki titreme ya da anoreksiya nervoza ya da bulimia nervozadaki yemek yeme davranışıyla ilişkili değildir.

Yaygın tip: Sosyal ortamların çoğunda korku duyma(örneğin, konuşmayı başlatma ve sürdürme, küçük topluluklara katılma, karşı cinsle çıkma, üstleriyle konuşma, partilere gitme).

Ayrıcı Tanı

Panik Bozukluk, Agorafobi, Şizoid Kişilik Bozukluğu, Çekingen Kişilik Bozukluğu, Depresyon, Dismorfofobi den ayırırıcı tanısının yapılması gerekir.

Görülme Sıklığı; Toplumda %2-3 oranında görülür, ancak tedaviye başvuru oranı çok daha düşüktür.

Daha çok 13-19 yaşlarında başlar. Sosyal fobi başladıktan sonra genellikle başka bir psikiyatrik bozukluk da eklenmektedir. En sık major depresyon, agorafobi, panik bozukluğu ve alkol ve madde kötüye kullanımı sosyal fobiyle birlikte bulunmaktadır. Sosyal fobinin erken tedavisi birlikte ortaya çıkan diğer psikiyatrik hastalıkların önlenmesi bakımından önemlidir.

Tedavi

Sosyal fobinin tedavisinde hem psikoterapi hem de farmakoterapi uygulanır. En iyi sonuç ilaç tedavisi ile birlikte uygulanan bilişsel-davranışçı terapi ile elde edilmektedir.

Sosyal fobi bu kadar sık görülmesine karşın sosyal fobiklerin bu durumu doğal kabul ettikleri için ya da utangaçlıkları nedeniyle tedaviye başvurmamaktadırlar. Bu nedenle pek çok sosyal fobik hasta yaşamını önemli derecede kısıtlayan bu hastalıkla birlikte yaşamaya devam etmektedir. Sıklıkla bu hastalığa bağlı gelişen okul ve iş başarısızlığı, karşı cinsten biriyle birlikte olamama, depresyon, intihar girişimleri sonucu psikiyatriste başvurmaktadırlar.

Doç. Dr. Cengiz ERDEN

SEMİYOLOJİ

Psikiyatrik hastalıkların iyi anlaşılabilmesi için ruhsal işlevlerin iyi bilinmesi ve iyi değerlendirilmesi gerekir. Bu bölümde ruhsal işlevlerin kısaca tanımı ve değerlendirilmesinden bahsederek belirti ve bulguların hangi hastalıklarda özellik kazandığı anlatılacaktır.

Hastaya yalnızca ruhsal muayene ile tanı koymak yetersiz bazan da yanlış olabilmektedir. Ruhsal muayene ile birlikte mutlaka tam bir fizik muayene ve gerekli laboratuvar tetkikler yapılmalıdır. Örneğin; hiperaktif, konuşması artmış, persekütif sanrıları olan ve irritabl mizaç gösteren bir hasta manik atakta olarak değerlendirilip antipsikotik ilaç başlanabilir. Dikkatli bir fizik muayene ile pupil genişlemesi, taşikardi, hipertansiyon, ve idrarda amfetamin metabolitlerinin bulunması, hastada amfetamin zehirlenmesine ikincil olarak gelişen bir organik mizaç bozukluğunun olduğunu gösterecektir. Endokrin işlev bozuklukları ve kafa içi lezyonlar başta olmak üzere pekçok fiziksel hastalıkta ve çeşitli ilaçlarla değişik ruhsal bozuklukların ortaya çıktığı unutulmamalıdır. Bir hastanın ruhsal muayenesinde aşağıda belirtilen işlevler değerlendirilir.

I. Genel görünüm

II. Sensoryum ve Bilişsel işlevler

a. Bilinç

b. Yönelim

c. Dikkat

d. Algı

e. Bellek

III. Emosyon

IV. Düşünce

V. Psikomotor Davranış

VI. Zeka

VII. Uyku

VIII. Yeme

IX. Cinsel İşlevler

I. GENEL GÖRÜNÜM

Hastanın postürü, giyinişi, yaşında görünüp görünmediği, çevresine ilgisi, konuşması, ses tonu, göze çarpan davranış özellikleri, psikomotor aktivitesi incelenir.

Ruhsal bozukluğa neden olabilecek görünür fiziksel anomali ve hastalıkların olup olmadığına bakılır. Sıklıkla yapılan bir yanlış uygulama da hastanın genel görünümü ile kesin tanı koymaya çalışmaktır. Hastanın genel görünümü bize hastalık hakkında önemli bilgiler verecektir ancak tanı koyduramaz.

A. Görünür Fiziksel Hastalıklar : Hastanın ruhsal bozukluğuna neden olabilecek ya da etkili olabilecek fiziksel hastalıklar ve bunlara ait bulgular araştırılır (Örnek; Akromegali, Down sendromu, Wilson Hastalığı, Ürtiker, Hipo ve hipertiroidi v.b.)

B. Geliş Tarzı : Hastanın hekime ya da sağlık kurumuna geliş tarzı önem arzeder. Hastanın kendi isteği ile, yakınlarının zorlaması ile ya da polis gücü ile gelişini bilmek hastalığın tanısında ve özellikle hastaya yaklaşımımızın nasıl olması gerektiği konusunda bize yol gösterecektir. Psikotik hastalar sıklıkla kendi istekleri olmadan hastaneye getirilirken, nevrotik hastalar ise kendi istekleri ile ve sık olarak hastaneye başvururlar.

C. Giyinişine özeni : Hatsnın bakımsız, kılık kıyafetine özensiz olması ya da tuhaf giysiler içinde olması şizofrenik bozukluk ve ağır demansta sık görülür.

Aşırı canlı, parlak renkli giysiler bir manik atağı düşündürür. Depresyonda bir hastanın ise kendine bakımı genellikle azalmıştır.

Yüzde kızarıklık, deride hipervazkülarizasyon olması alkolizm, deride enjeksiyon izleri ve abseler madde kullanım bozukluğu, ya da hastanın kültürel gelişimi hakkında bilgi verebilir.

D. Mimik ve Jestleri: Ruhsal bozukluklar hakkında önemli ipuçları verebilir. Mimik ve jestlerin o andaki duygu ve düşüncelerine uygun olması gerekir. Bazı şizofrenik hastalarda grimas (* ), ekomimi (Mimik ve jestlerin taklit edilmesi) görülebilir. Depresyonlu hastalarda mimik ve jestler elem ve keder ifade eder. Ağır depresyonlarda kaşlar arasında cilt omega harfini andırdığından eskiden beri omega melankolika adı verilmiştir. Anksiyete bozukluğu olan hastaların yüz ifadesi gerginlik, korku ve endişe ifade eder tarzdadır.

E. Konuşma ve Ses Tonu: Konuşmanın yavaş, hızlı, heyecanlı, akıcı ya da blokajlı, monoton olup olmadığı araştırılır. Kekemelik gibi özgül konuşma bozukluklarına bakılır. Ekolali, verbigerasyon(verbal stereotipi), yandan cevap, ayrıntıcılık, gibi şizofrek bozukluk belirtileri araştırılır. Kelime haznesi, şivesi not edilir. Dezartikülasyon, afazi varsa ayrıntılı nörolojik muayene yapılmalıdır.

F. Sosyabilitesi ( Muayene edene karşı tutumu) : Hasta muayene edene karşı kızgın, savunucu, ilgisiz, kuşkulu, aşırı dikkatli, beklentili olabilir bunlar not edilmelidir.

Paranoid özellikler gösteren hastalar genellikle savunucu,kuşkulu bir tutum içindedirler. Düşmanlıklarını hekime de yansıtabilirler ve bazan hekimin de düşmanları ile birlikte kendisine komplo kurduğunu düşünüp, buna göre davranabilirler. Bazı şizofrenik hastalar özellikle hastalığın başlangıç döneminde çok hassas ve alıngan olurlar. Manik atak sırasında hastalarda bir sınır tanımazlık göze çarpar. Antisosyal kişilik bozukluğu olan hastalar istirahat, rapor, ilaç v.b. beklentileri olabileceğinden genellikle abartılı bir saygı ve nezaket gösterebilirler. Tüm bu nedenlerle hastalar iyi değerlendirilmeli, hasta hekim ilişkisinde daima ölçülü olunmalıdır.

SENSORYUM VE BİLİŞSEL İŞLEVLER :

(Sensoryum ; bilinçlilikle eş anlamlıdır. Özgül algılama yeteneği, bunun beyinde santral korelasyonu ve integrasyonunu ifade eder. Sensoryumun açık olması için zamana, yere ve kişiye yönelimin ve belleğin normal olması gerekir.) (Bilişsel ‘kognitif’; kelime olarak kavrama, yargılama, bellek ve çözümleme süreçlerini ifade eder).

1. Bilinç : Kişinin kendisinden ve çevresinden haberdar olma durumu, uyanıklık derecesidir. Hastanın bilinç düzeyi tam uyanıklık ile koma arasında biryerde olabilir.Hastada bilinç bozukluğu varsa bunun derecesi belirlenmelidir. Bilinç düzeyini tanımlayan çeşitli terimler vardır ve bu terimler çoğu kez belirgin değildir. Bu nedenle hastanın kendiliğinden ya da değişik uyaranlar karşısında verdiği motor ve sözel cevaplar değerlendirilir. Örneğin Glasgow Koma Şeması’ında; göz, motor ve sözel yanıtlar puanlandırılarak bilinç düzeyi tanımlanabilir.

Bilinç bozukluklarını tanımlamak için bugüne kadar çok çeşitli terimler kullanılmış olup bunlardan en sık kullanılanlar şunlardır:

Konfüzyon : Uygun bir düşünce ve eylem düzenliliği sağlayamama halidir. Konfüzyonun nörolojik karşılığı dikkatsizliktir. Konfüzyon, kortikal ve /veya asendan retiküler aktive edici sistem işlev bozukluklarında görülebilir.

TABLO: GLASGOW KOMA ÖLÇÜMÜ

Koma puanı

Gözleri açma (G)

spontan

4

konuşma ile

3

ağrılı uyaranla

2

yanıt yok

1

Motor yanıt (M)

Söyleneni yapıyor

5

Ağrıyı lokalize ediyor

4

Ağrılı uyarana

fleksiyon yanıtı

3

Ağrılı uyarana

ekstensiyon yanıtı

2

Yanıt yok

1

Sözel yanıt (S)

Uygun

5

Konfüze

4

Uygunsuz kelimeler

3

Anlaşılmaz sesler

2

Yanıt yok

1

Toplam Koma Puanı =

G+M+S (3-14)

Stupor : Ağrılı uyaranla tam olmayan uyanıklılık halinin görülmesi ile karakterizedir. Sözlü emirlere olan yanıt bütünlük göstermez ve belirsizdir. Sözlü yanıt görülmez, motor yanıtlar da genellikle korunma hareketleri şeklindedir.

Uyuklama : Sürekli uykuya eğilimli olma halidir.

Yüzeyel Koma : Ağrılı uyaranlara basit ve organize olmayan motor yanıtlarla belirlidir.

Derin Koma : En ağrılı uyaranlara bile yanıt olmaması ile belirlidir.

Bunların dışında letarji, samnolans (anormal uyku hali), bilinç sislenmesi (genellikle algı bozuklukları ile birlikte, tam olmayan bilinç kaybı, alacakaranlık durumu (twilight state*) ( bilincin hallüsinasyonlarla bozulması halidir). Bilinç bozukluğu olan bir hastada mutlaka tam bir fizik ve nörolojik muayene yapılmalıdır. Bilinç bozukluğu olan bir hasta ile karşılaşıldığında;

I. Birincil beyin hastalığı ya da lezyonuna neden olabilecek a) travma, b) damar hastalıkları, c) enfeksiyonlar, d) neoplazmlar, e) epilepsi

II. Sistemik hastalıklar a) metabolik ensefalopatiler, b) hipoksik ensefalopati, c) intoksikasyon, d) fizik etkenler, e) eksiklik durumları (ör; Wernicke ensefalopatisi) araştırılmalıdır.

Histerik nörozların dissosiyatif tipinde görülen psikojenik yanıt vermeme durumu nörolojik muayenenin normal olması ile gerçek bilinç bozukluğundan ayırd edilir. Hasta gözleri açılmak istendiğinde direnç göstermesi, eli yukarı kaldırılıp serbest bırakıldığında bilinçli motor yanıt alınması, glabella reflleksinin normal olması bilinç bozukluğunu dışlayacak pratik muayene bulgularıdır.

II. YÖNELİM (ORYANTASYON) : Kişi yer ve zamanın realite düzeyinde farkına varılması ve ayırd edilmesidir. Organik ruhsal bozukluklar da sık görülür. (Demans, deliryum, organik hallüsinozis, organik delüzyonel bozukluk vb..) . Öncelikle zamana, sonra yere yönelim bozulur. Kişiye yönelimin bozulması ancak çok ağır organik ruhsal bozukluklarda olur.

III. DİKKAT : Bir konu ya da nesneye zihinsel süreçleri odaklaştırabilme ve bunu sürdürebilme yeteneğidir. Psikiyatrik muayenede dikkat, spontan ve volenter olmak üzere iki kıısımda incelenir.

Spontan dikkat: Bir çaba harcamadan ortaya konulan dikkat, volenter dikkat : istemli olarak ortaya konulan dikkat). Spontan dikkati ölçmek için hastanın gözünü kapatarak odada bulunan eşaları sayması istenir. Manik hastalarda spontan dikkat artarken, organik ruhsal bozukluklar, depresyon ve anksiyetede azalır. Kronik şizofrenik hastalarda dış dünyaya ilgisizlikten dolayı spontan dikkat azalmıştır. Volenter dikkat Organik ruhsal bozukluklar, şizofreni, mani ve yoğun anksiyete durumlarında azalır. Nörotik durumlarda görülen bir çeşit dikkat bozukluğu ise seçici dikkatsizlik olarak değerlendirilmelidir, özellikle anksiyete doğuracak konu ve nesnelere karşı gelişmiş bir dikkatsizlik halidir.

IV. ALGILAMA : Dış ve iç uyaranların farkına varılmasıdır. Diğer bir tanımı ile fiziksel uyaranların beş duyu ile alınıp, bellek işlevi ile birlikte tanınması işlemidir.

Algı bozukluklarını a. Organik ruhsal bozukluklarda görülen algı bozuklukları. b. Konversiyon bozukluğu ve dissosiyatif bozukluklarda görülen algı bozuklukları, c. hallüsinasyonlar, d. illüzyonlar başlıkları altında toplayabiliriz.

a. Organik ruhsal bozukluklarda görülen algı bozuklukları:

1. Anosognozi : Hastalığın inkarı. Daha çok hemiplejik hastalarda görülür. Hasta felçli tarafını sağlam olduğu şeklinde algılamaktadır, özellikle sağ hemisfer lezyonlarında görülür.

2. Ototopagnozi : Bedenin bir parçasının inkarıdır. Beden imgesinde bir bozukluk vardır. Parietal lob lezyonlarında görülür.

3. Vizüel agnozi(Görsel agnozi): Görülen nesne ve kişileri tanımada yetersizlik vardır. Oksipital korteks lezyonlarında görülür.

4. Astereognozi (Dokunma agnozisi) : Duyu bozukluğu olmadığı halde dokunarak cisimleri tanıyamama halidir. Superior parietal lobül lezyonlarında görülür.

5. Prosopagnozi : Yüzleri tanımada yetersizlik vardır. Lezyon yeri tartışmalı olmakla birlikte genellikle vizüel assosiyasyon korteksi lezyonları sorumlu tutulmaktadır.

b. Konversiyon bozukluğu ve dissosiyatif bozukluklarda görülen algı bozuklukları

1. Histerik anestezi : Hasta sinir yollarının dağılımına uymayan anestezik bölgeler tanımlar.

2. Makropsi ve Mikropsi : Nesnelerin olduğundan büyük algılanması makropsi, küçük görünmesi ise mikropsi olarak adlandırılır. Konversiyon bozukluğu, dissosiyatif bozukluk yanında organik ruhsal bozukluklarda da görülebilir.

3. Depersonalizasyon : Ruhsal ve bedensel olarak kişinin kendisine yabancılaşma ve farklılaşma hissidir. Histeri, şizofreni ve sınır kişilik bozukluğunda görülür.

4. Derealizasyon : Çevrenin gerçek dışı, yabancılaşmış olarak algılanmasıdır. Genellikle depersonalizasyonla birlikte görülür.

c. Hallüsinasyon: Gerçek bir obje olmadan varmış gibi algılanmasıdır. Gerçeği değerlendirme yetisinin bozulması ile birlikte olması bir psikoz belirtisidir. En sık görülen hallüsinasyonlar şunlardır.

1. Beş duyu organına ait hallüsinasyonlar: Görsel, işitsel, koku, tat alma, dokunma hallüsinasyonlarıdır. Şizofrenik bozuklukta genellikle işitsel hallüsinasyonlar görülür, ender olarak görsel hallüsinasyonlar olabilir. İşitsel hallüsinasyonlar dışında hallüsinasyonların varlığı halinde organik bir neden araştırılmalıdır.

2. Hipnagojik ve hipnapompik hallüsinasyonlar: Uykuya dalarken görülenler hipnagojik, uyanırken görülenler ise hipnapompik hallüsinasyonlar olarak adlandırılırlar. Ağır anksiyete bozukluklarında, histeride ve narkolepside de görülebilir.

3. Hallusinoz : Sensoryum açıkken kronik alkoliklerde görülen hallüsinasyonlardır. Klasik olarak hallüsinasyonlardan hastanın bu durumunun farkında olması ile ayırd edilir.

d. İllüzyon : Gerçek dış uyaranların yanlış algılanmasıdır. Organik ruhsal bozukluklarda, histeride ve yoğun anksiyete durumlarında görülebilir.

V. Bellek : Yaşantıların, deneyimlerin, öğrenilenlerin zihinde saklanması, gerektiğinde anımsanması ve geçmişle bağlantı kurulabilmesidir. Belleğin üç ayrı işlevinden söz edilebilir;

a. Kayıt Belleği (Tanıma ve tespit) : Algılama sonucu kazanılan bilgilerin tutulması (fixatin) ve yeni algıların eski bellek izleri ile ile birleştirilerek tanınmasıdır (recognition) . Dikkat, yönelim, algılama, ile de yakın ilişkilidir. Hastaya birbiri ile ilişkisiz üç kelime söylenir ve bunu tekrarlaması istenir. Kayıt belleği yönelimin bozulduğu durumlar ve çok ağır amneziler dışında genellikle bozulmaz.

b. Saklama : Kayıt edilen bilgi ve anıların bellekte korunarak depolanması işlemidir. Belleğin saklanmasındaki bozukluk bir anlamda kısa süreli belleğin uzun süreli belleğe dönüşmesinde bir bozukluk olduğunu gösterir. Kısa süreli belleğin uzun süreli belleğe nasıl dönüştüğü aydınlatılamamıştır.

Ancak belleğin depolanmasında hücre içi RNA’nın rolü olduğu gösterilmiştir. Wernicke-Korsakof sendromu ve Alzheimer tipi demans belleğin saklanmasındaki bozukluğa tipik örneklerdir.

c. Anımsama (Recall) : Bellekte saklanmış olan bilgilerin , anıların istemli olarak yeniden anımsanabilmesidir. Görüldüğü gibi bellek düzeneği henüz tam anlaşılamamış beynin tüm yapılarını ilgilendiren karmaşık bir işlevdir. Klinik uygulamada bellek;

1. Duyusal ve anlık bellek (sensoriyel ve immediate memory)

2. Yakın geçmiş belleği (recent memory)

3. Uzak geçmiş belleği (remote memory) olarak değerlendirilmektedir.

Duyusal ve anlık bellek : Hastaya üç ayrı kelime söylenir ve bunu tekrarlaması istenir.

Yakın geçmiş belleği : Bu üç kelimeyi 5 dk. sonra tekrarlaması istenir. Ayrıca son günlerdeki yaşantıları da sorularak yakın geçmiş belleği değerlendirilir.

Uzak geçmiş belleği : Hastanın aylar, yıllar önce öğrendiği bilgileri, anıları anlatması istenir. Yaş günü, evlenme tarihi, ilkokul anıları sorulur. Bu bilgilerin bir yakını tarafından doğrulanması gerekir, ya da herkes tarafından bilinen eski tarihi olaylar hakkında sorular sorulur. ( Ribbot Kanunu: Yeni öğrenilenler en önce, eski öğrenilenler en sonra unutulur.)

Ruhsal muayenede bellek bozuklukları bellekte artma, azalma ve bozulma olarak değerlendirilir.

Bellekte artma (hipermnezi) : Kayıt ve anımsama işleminin aşırı olması halidir. Manik nöbet, suda boğulma ve hipnoz sırasında hipermnezi görülür.

Bellekte azalma (hipomnezi) : Eski bilgi ve yaşantıların anımsanmasında kısmen ya da tamamen yetersizlik olması halidir. Normal yaşlılık ve organik ruhsal bozuklukta (özellikle demans) bellekte azalma görülür. Amneziler; retrograd, anterograd, total ve laküner olmak üzere dörde ayrılır.

Bellekte Bozulma (paramnezi) : Hatalı anımsamadır.

Deja Vu : Önceden görülmemiş olan nesne ve olayların görülmüş gibi anımsanmasıdır

Jamais Vu: Önceden yaşanmış deneyimlerin ya da görülmüş nesnelerin, yaşanmamış ve görülmemiş gibi anımsanmasıdır.

Konfobulasyon : Çeşitli nedenlerle oluşmuş bellek boşluklarının gerçek dışı imgeler ve öykülerle doldurulması ve bunun hasta tarafından gerçekmiş gibi anımsanmasıdır.

VI. EMOSYON :

Psişik, somatik ve davranışsal komponentlerle birlikte karmaşık bir hissetme durumu heyecanlardır.

a. DUYGULANIM (AFFEKTİVİTE) : Düşünceye bağlı, subjektif ve anında yaşanan emosyonlar ve bunların dışa vuran görüntüsüdür. Kişinin duygulanımı yüz ifadesi, bakışları, mimik ve jestleri, psikomotor aktivitesi ile değerlendirilir.

b. MİZAÇ (DUYGUDURUM, MOOD) : Sürekli nitelik kazanmış, subjektif olarak yaşanan ve hasta tarafından ifade edilen emosyonlardır. Pratikte tüm emosyonel durumlara aynı anlamlı olarak duygudurum ya da duygulanım terimleri değişken olarak kullanılmaktadır.

1. Duygulanımda Azalma

Anhedoni : duygu noksanlığı, zevk alamama hali. (ör: depresyon, şizofreni, sınır kişilik bozukluğu).

Künt Duygulanım (Blunted affect) : Duyguların dışa vurulmasında önemli derecede azalma hali (şizofreni).

Düz Duygulanım (flat Affect) : Duyguların ifade edilişine ait bir belirtinin hiç olmaması ya da çok az olması (şizofreni).

İlgisizlik (indiferans) : Duygulanımda ilgisizlik, lakaydi halidir (şizofreni).

Güzel Aldırmazlık (La belle İndiferans) : Hastanın mevcut durumuna uymayacak derecede ilgisiz oluşunu ifade eder. Tipik olarak histerik tip konversiyon bozukluğunda görülür.

Apati (Donukluk) : Duygulanımda düşünce ve davranışla birlikte ileri derecede bir yavaşlama ve donukluk halidir. (Zeka gerilikleri, kronik dezorganize şizofreni).

2. Duygulanımda Artma:

Emosyonların neşe ya da elem yönünde yoğunlaşmasını ifade eder.

Neşe yönünde artma:

Öfori (patolojik neşe) : Gerçeğe uygun olmayacak derecede neşe, zevk alma, memnuniyet halidir. (Mani, psikostimülan kullanımı, frontal lob sendromu, demans, hipomani vb.) Patolojik neşe’nin artmış haline derecesine göre elasyon, ekzaltasyon, ektazi adı da verilir.

Elam yönünde artma:

Depresyon : elem, keder, üzüntü gibi duyguların artmış hali.

3. Duygulanımda Bozulma

Anksiyete (Kaygı, sıkıntı, bunaltı) : Kötü bir şeyler olacakmış gibi, kişiye hoşnutsuzluk veren korkuya benzer bir duygulanım durumudur. Hafif tedirginlik ve gerginlik duygusundan, panik derecesine varan değişik yoğunlukta olabilir. Anksiyete gerçek bir psişik ya da fizik tehlike karşısında ortaya çıkabildiği gibi , görülür bir neden olmadan da ortaya çıkabilir (free floatin anxiety). Anksiyete, nörotik bozuklukların hemen hemen temel bir semptomu olduğu gibi, kişilik bozukluklarında ve psikotik hastalıklarda değişik dönemlerde değişik yoğunlukta görülebilir.

Panik : Fiziksel belirtilerin egemen olduğu, ani, yoğun anksiyete ataklarıdır. Panik bozukluğu ayrı bir hastalık olup, bunun dışında feokromasitoma, hipertiroidi, amfetamin intoksikasyonu, alkol ve sedatif ilaçların yoksunluk durumları, paranoid tip psikozlar, şizofreninin başlangıç dönemleri, fobik bozukluk ve egodistonik homoseksüalitede görülür.

Agresyon : Öfke, kızgınlık, düşmanlık gibi duygu ve düşüncelerin ifade edilişidir.

Ajitasyon : Aşırı motor huzursuzlula birlikte olan anksiyete halidir.

Ambivalans: Bir obje ya da duruma karşı iki zıt duygunun aynı anda birarada bulunmasıdır. ( şizofreni, depresyon, hafif derecelerde obsessif kompulsif bozuklukta)

Uygunsuz Duygulanım : Bireyin düşünce ve durumuna uygun olmayan duygulanım halidir.( şizofreni).

Labil Duygulanım : Emosyonel tonusta dış uyaranlara bağlı olmaksızın hızlı değişmeler olmasıdır.

DÜŞÜNCE

Bir uyaran sonucu zihinde sembollerin ortaya çıkışıdır. Normal düşüncenin ortak özellikleri:

a. Gerçeğe uygun olması, b. Bir amaca yönelik olması c. Birbiri ile bağlantılı ve düzenli bir akış göstermesidir. Düşünce çağrışım ve içerik olmak üzere iki başlık altında incelenir, hastanın sözel anlatımı ile anlaşılabilir.

A. Düşünce Akışı, Hız ve Ritmi (Çağrışım; Assosiyasyon) : Sözcük ve kavramların birbiri ardısıra oluşmasıdır. Çağrışım bozukluklarını artma, azalma ve bozulma olarak sınıflandırmaktayız.

a. artma

Düşünce Uçuşması (flight of ideas) : Düşüncelerin çok hızlı bir şekilde birbiri ardısıra gelmesidir. (mani).

Logore : Tutarlı ancak çok hızlı konuşma. (mani).

b. azalma

Blokaj: Çağrışımların tıkanması, kesilmesidir. (şizofreni, depresyon).

Mutizm : Hiç konuşmama hali. (şizofreni, ve psikotik depresyon).

c. bozulma

Neolojizm : Yeni kelime ve kavramlar uydurma (şizofreni).

Kelime Salatası : Kelimelerin karmakarışık sıralanıp söylenmesi

Klang Çağrışım : Anlamsız da olsa kelimelerin kafiyelerine göre sıralanmasıdır.

Teğet Konuşma (Tanjantiyalite) : Çağrışımların ana konuya yöneltilememesi ve sonuca varamama ile belirli konuşma.

Ayrıntıcılık (Sikumstansiyalite) : Ana konu konuşulurken araya sık sık ilgisiz başka konular sokularak sonuca güçlükle varılabilen konuşma.

Enkoherans : Birbiri ile ilgisiz kelime ve kavramların ardarda gelmesi ve sonuca varamaması şeklinde görülen anlamsız konuşmadır.

Kondensasyon: Değişik kavramların mantıksal bir neden olmadan tek bir kavram haline getirilmesidir.

B. Düşünce İçeriği Bozuklukları

a. azalma

Düşünce Fakirliği : Düşünce içeriğinin kıt, az olması anlamına gelir. Zeka gerilikleri, bunama ve kronik dezorganize şizofreni).

b. artma

Aşırı derecede zihni işgal eden düşünce ve fantezilerdir.

c. bozulma

Sanrı (Hezeyan, Delir, Delüzyon) : Bireyin zeka düzeyi ve kültürü ile bağdaşmayan, delillerle kanıtlanmasına karşın değiştirilemeyen, gerçeğin yerini almış yanlış düşünce ve inanışlardır.

Sanrıların sistemli, sistemsiz ya da bizar bizar olmayan sanrılar olup olmadığı ve mizaçla uyumlu olup olmadığı incelenmelidir. Delüzyonel bozuklukta bizar olmayan, şizofrenide bizar sanrılar sık görülür.

Sanrılar temalarına çeşitli isimler alırlar:

Megalomanik Sanrı: Büyüklük sanrısıdır, kişi kendisini çok güçlü, kuvvetli, zengin olarak düşünmektedir. Peygamberlik, mehdilik iddiasında bulunabilir. En sık manik atak sırasında görülür.

Perseküsyon Sanrısı: Başkalarında zarar ya da kötülük görme sanrısıdır.

Somatik Sanrı : Bedenle ilgili sanrılardır.

Nihilistik Sanrı : Ruhsal ve bedensel yok olma sanrısıdır, iç organlarının çürüdüğü, eridiği vb. düşünceler vardır.

Referans Sanrılar (Alınma) : Olayların, bireylerin kendisine yönelik olduğu şeklinde gerçek dışı alınma ve yanlış yorumlardır. Hafif derecede olursa depresyonda olduğu gibi, referans düşünce adı verilir ( herkes benim kötü bir insan olduğumu düşünüyor gibi). ağır derecede olursa sanrı niteliği kazanır, (örneğin şizofrenide; hakkımda konuşuyorlar, radyo ve TV’de bana laf atıyorlar gibi..)

Erotomanik Sanrı : Cinsel konularla ilgili sanrılardır. Herkes kendisine cinsel sözler söylüyor, bütün kadınlar kendisine aşık, tanınmış devlet adamları ya da artistler kendisine aşık gibi.

Etkileme Sanrısı : Olağanüstü güçlerle başkalarını etkilediğine inanma. Örneğin düşünce ile başkalarının davranışlarını yönlendirme gibi.

Etkilenme Sanrısı : Başkaları tarafından olağandışı yollarla düşünce ve davranışlarına etki edilmesi, yönlendirilmesidir. Örneğin radyo yayınları ile davranışlarının yönlendirildiğine inanma gibi.

Düşünce sokulması : Kafasına düşünceler sokuyorlar, düşüncelerini başkalarının kafasına aktarıyorlar şeklindeki sanrılardır.

Düşünce Okunması : Başkalarının düşüncelerini ya da kendisinin başkalarının düşüncelerini okuduğu şeklindeki sanrılardır.

Düşünce Yayılması (Broadcasting) : Beyninin bir radyo, TV vericisi gibi yayın yaptığına inanması.

Küçüklük Sanrısı (Mikromani) : Birey kendini ileri derecede küçük, değersiz, bir işe yaramaz, tedavi edilmeğe değmez olarak düşünmektedir.

Paranoid Sanrılar: Delüzyonel bozuklukta görülen sistemli sanrılar paranoid sanrılar adı altında toplanabilir. Ender görülen bozukluklardır. Başlıcaları;

Keşif Sanrısı : Hasta gerçekliği kanıtlanmamış bir durumu keşfetmiş ya da bir icat yaptığına inanmaktadır. Örnek; yakıtsız işleyen bir makine icat etmek gibi.

Hak Arama Sanrısı: Gerçek olmadığı halde hastanın haksızlığa uğradığını düşünerek sürekli hak arama davaları açmakla uğraşması.

Kıskançlık Sanrısı : Hastanın patolojik olarak kıskaçlık düşünceleri içinde bulunmasıdır. Tüm zamanını aldatıldığına ilişkin deliller bulma ile geçirebilir.

Erotomani : Herkesin ya da tanınmış kişilerin kendisine aşık olduğuna inanmasıdır.

Obsesyon : İstem dışı, kişiyi rahatsız eden , kişiye yabancı düşüncelerdir. Temasına göre sınıflandırılabilir.

a. Kuşku Obsesyonlar (bir eylemi yapıp yapmadığı konusunda kuşkularının olması, örneğin kapıyı kilitledim mi kilitlemedim mi)

b. Metafizik Obsesyonlar (metafizik, din vb. konularla istem dışı aşırı uğraşı).

c. Sayma obsesyonu; değişik nesne ve durumları istem dışı sayma.

d. Tezat Obsesyonu ; Bulunduğu ortama, kültürüne, inanışlarına uymayan düşüncelerdir.

e. Temizlik Obsesyonu

Fobi : Belli bir durum ya da obje karşısında ortaya çıkan, gerçekçi olmayan, kalıcı, ısrarlı korku halidir, birlikte sıklıkla korkulan objeden kaçınma davranışı vardır.

a. Nesne Fobileri; böcek, köpek, yılan vb.

b. Durum Fobileri: kapalı yer, açık alan, asansör, yükseklik, karanlık, sosyal fobi vb..

c. İşlev Fobileri : İdrar Kaçırma, terleme vb..

Klasik kitaplarda çok sayıda fobi adı sıralanmaktadır.

PSİKOMOTOR DAVRANIŞ (CONATION)

Kişinin motor aktivitesi ile kendini gösteren dışa vuran psişik durumudur. Davranış psişik yönü ile birlikte motor hareketler, dürtüler, motivasyon, istekler, sözel ve sözel olmayan iletişimi kapsar. Davranış bozukluklarını artma, azalma ve bozulma adı altında incelemekteyiz.

Davranışta Artma:

Psikomotor Ajitasyon : Genellikle bir amaca yönelik olmayan ve psişik bir gerginliğe yanıt olarak ortaya çıkmış aşırı aktivite halidir.

Hiperkinezi (Hiperaktivite) : Huzursuz, agressif ve yıkıcı aktiviteyi ifade eder. Manide görülür.

Mutizm : Organik bir patoloji olmadığı halde hiç konuşmama halidir, genellikle hipoaktivite ile birliktedir.

Ekolali : Karşısındakinin konuşmalarını anlamsız olarak tekrar etme. (Şizofreni)

Ekopraksi : Bir başkasının hareketlerini amaçsız olarak taklit etme. (Şizofreni, bunama).

Verbigerasyon (Streotipik Konuşma) : Anlamsız söz ve deyimlerin sürekli tekrarı.

Stereotipik Davranış : Anlamsız beden hareketlerinin sürekli tekrarı.

Manyerizm : İstem dışı stereotipik hareketlerdir. Yüz buruşturmasına benzer bir şekilde genellikle yanak, dudak, ve alt çenenin anlamsız tekrarlayan hareketlerdir. Manyerizme genellikle verbigerasyon da eşlik eder.

Negativizm : Verilen emirlere, harekete geçirme çabalarına karşı hareketsizlikle direnç göstermedir. (şizofreni, zeka gerilikleri). Simulatif olarak ta amaca yönelik (ikincil kazanç vb.) negativizm görülebilir.

Katatoni : Bireyin belli bir pozisyonda uzun bir süre kıpırdamadan kalmasıdır. Çeşitli komponentleri vardır; Katatonik Postür, Katatonik Rijidite, Katatonik Eksitasyon, Negativizm, Katapleksi.

Balmumu Belirtisi (Fleksibilitas Serea) : Hastanın bedeninin bir parçasını ( özellikle kol ve bacakların) başkası tarafından verilen pozisyonda uzun süre kıpırdamadan tutmasıdır.

Katapleksi : Geçici, genel kas tonusu kaybıdır. (Narkolepsi).

Otomatik Boyun Eğme (Command Automatism) : Bireyin kendisine söylenenleri otomatik bir şekilde yerine getirmesidir (şizofreni, hipnoz).

Kompülsyon : Yineleyici ve denetlenemeyen impulslar sonucu oluşan hareketlerdir. Obsessif Kompulsif Bozuklukta obsesyonla birlikte görülür. Burada yapılan eylem bireyin isteklerine ve standartlarına terstir. Ancak kendisini bu eylemi yapmaktan alıkoyamaz, engellendiğinde ise aşırı anksiyete gelişir. Konularına göre özgül kompülsyonlar için aşağıdaki terimler kullanılmaktadır.

Dipsomani : Kompulsif alkol içme.

Kleptomani : Çalma, hırsızlık kompülsyonu.

Nimfomani : Kadınlarda aşırı ve kompülsif koitus.

Satiriazis : Erkeklerde aşırı ve kompülsif koitus.

Trikotilomani : Saç çekme, yolma kompülsyonu.

Tik : İstem dışı spazmodik motor hareketlerdir.

Uyurgezerlik (Somnambolizm) : Uykuda görülen motor hareketlerdir. Genellikle uykuda gezme şeklinde

görülür.

ZEKA

Kısaca öğrenebilme, eski öğrenilenlerle bağlantı kurma ve bunları sorun çözme ve çevreye uyum amacıyla kullanabilme yeteneğidir.

Bireyin zeka düzeyinin ölçülmesinde bir standart oluşturulabilmesi için zeka testleri geliştirilmiştir.

Zeka düzeyi “IQ” ile ifade edilir.

IQ = Zeka Yaşı / Takvim Yaşı * 100

Zeka düzeyine göre şu şekilde sınıflandırılmaktadır (DSM-IV)*

IQ

ZEKA DÜZEYİ

20-25’in altında

Çok Ağır Zeka Geriliği

20/25- 35/40

Ağır Zeka Geriliği

35/40 - 50/55

Orta Derecede Zeka Geriliği

50/55 - 70

Hafif Derecede Zeka Geriliği

70 - 80

Sınır Zeka

80 - 90

Donuk Normal Zeka

90 - 110

Normal

110 - 120

Yüksek Normal

120 - 130

Üstün Zeka

130 ve üstü

Çok Üstün Zeka

UYKU

Uyku Bozuklukları

1. İnsomnia : Uykuya dalma ve uykuyu sürdürmede bozukluk ya da erken uyanma. ( Çeşitli fiziksel ya da ruhsal hastalıkla birlikte ikincil olarak ya da birincil olarak insomnia görülür).

2. Hipersomnia : Aşırı uyku hali ya da anormal gündüz uykularıdır. (ör: Klein-Levin Sendromu, Ensefalit, narkolepsi, uyku apnesi).

3. Parasomnia : Uyurgezerlik, uykuda konuşma, pavor nokturnus, uykuda terör bozukluğu*, karabasan, uykuda bruksizm, uyku myoklonus sendromu ( nokturnal myoklonus), uyku paralizisi.

YEME BOZUKLUKLARI

Pekçok psikiyatrik bozuklukla birlikte yeme bozuklukları da görülür. Anksiyete ve depresyonda aşırı yeme, ya da iştah azalması olabilir. Dezorganize tip Şizofrenide dışkı, çöp, çivi vb. maddelerin yenilmesi görülebilir. Katatonik tip şizofreni ve ağır depresyonda yaşamı tehdit edecek derecede şiddetli gıda reddi olabilir.

Özgül yeme bozuklukları ise: Anoreksiya nervoza (ileri derecede gıda reddi), ve bulimia nervoza ( aşırı yemek yeme), ruminasyon (geviş getirir tarzda yemek yeme*) , ve Pika’dır (toprak, kum vb. gıda maddesi olmayan nesnelerin yenmesi).

CİNSEL İŞLEV BOZUKLUKLARI

Üç gruba ayrılarak incelenir;

1. Parafililer

Pedofili : Çocuklarla cinsel ilişki tutkusu.

Ekshibisyonizm : Uygun olmayan durumlarda cinsel organlarını başkalarına gösterme tutkusu.

Cinsel Sadizm : Cinsellikle birlikte başkalarına acı çektirme, eziyet etme eğilimi.

Cinsel Mazoizm : Cinsellikle birlikte kendisine acı çektirme, eziyet ettirme eğilimi.

Gerontofili : Yaşlı kişilerle cinsel ilişki tutkusu.

Nekrofili : Cesetlerle cinsel ilişki tutkusu.

Transvestizm : Karşı cins gibi giyinme ve bundan hoşlanma tutkusu.

Fetişizm : Gerçekte cinsellikle ilişkili olmayan, karşı cinsin giysi ve eşyaları ile cinsel doyum tutkusu.

Gözetleyicilik (Voyerizm) : Başkalarının cinsel organlarını ya da cinsel davranışlarını gözetleme tutkusu.

Zoofili : Hayvanlarla cinsel ilişki tutkusu.

2. Cinsel Kimlik Bozuklukları :

Homoseksüalite (Eşcinsellik) : Kendi cinsinden kişilerle cinsel ilişki kurma eğilimi ve eylemidir.

Transseksüalite (Karşıt Cinsellik) : Bireyin kendini karşı cins gibi algılaması ve kabul etmesidir.

Transvestizm : Karşı cins gibi giyinme.

3. Cinsel İşlev Bozuklukları:

Cinsel istek azlığı ya da kaybı, Orgazm bozukluğu (anorgazmi), erken boşalma (ejakülasyo prekoks), vajinismus, ve ağrılı birleşme (dyspareunia).

Bu sayfayı paylaşın